STADIO SAN PAOLO 80125 NAPOLİ

Gelmeden önce Napoli’yi, gelmiş geçmiş en büyük futbolculardan birinin, Diego Armando Maradona’nın şehri olarak biliyordum ve yoldayken hâlâ onun şehri miydi, merak ediyordum. O futbolu bırakalı beri epey bir zaman geçmiş, Napoli semalarında başka yıldızlar da parıldar olmuştu. Futbol da değişmişti artık, hiçbir şey çocukluğumuzdaki gibi değildi. Diego da unutulup gitmiş miydi yoksa şehirde bıraktığı izlere rastlamak hâlâ mümkün müydü? Bunu merak ediyordum. Limandan şehir merkezine giderken bindiğim takside dikiz aynasından sarkan küçük bir anahtarlık vardı. Metalden açık mavi renkte bir forma biçiminde yapılmış bu anahtarlık, üzerinde yazan beyaz renkli “10” numarayı sağa sola döndürerek yol boyunca sallandı.

Klişelerle ilerlemek istemezdim; ama söylemek zorundayım: Napolililer bizim gibi insanlar biraz. Bize benziyorlar. Bütün İtalyanlar ya da Akdenizliler için böyle söylenir ama ben buna pek katılmıyorum. Bir Napoliliyi sözgelimi bir Milanoluya bile benzetmek zorken bütün İtalyanların bize benzemesi ancak belki daha kuzeyden bir milletle kıyasladığımızda bahis konusu olabilir. Fakat Napolililer sanki bize benziyorlar. Her neyse, şehir merkezindeki ana caddelerden birinde bir adam elindeki küçük plastik kırmızıbiberleri satarken başına epey bir kalabalık toplamıştı. Bu kırmızıbiberlerin mutfakta bereketi simgelediğini ve Napolililerin bu tür batıl inançlara düşkün olduklarını öğrendim. İşte, bizim gibiydiler yani. Keşfettiğim bu benzerlik beni biraz rahatlattı ve şımarttı. Böylece satıcıya, İngilizcemi anlayacağını umarak, bir Maradona forması satın almak istediğimi ve nereden bulabileceğimi sordum. Kırmızıbiberleri salladı ve “Al sana Maradona,” dedi. “Buono fortuna!”

1

Arjantinli topçu Diego Armando Maradona’nın o çok bildik Napoli hikayesinin bir kez daha üstünden geçelim. Maradona Napoli’ye gelmeden önce de büyük bir yıldızdı. Yine de (işte bir klişe daha geliyor) Buenos Aires’li fakir bir ailenin çocuğu olarak başladığı hayat yolculuğuna rekor bir bedelle transfer olduğu FC Barcelona’da devam ederken işler hiç de yolunda gitmemişti. Önce 1982’de Arjantin milli takımıyla başarısız bir dünya kupası macerasını utanç verici bir kırmızı kartla noktaladı. Sonra, İspanya liginde, Bilbao kasabı olarak anılan Andoni Goikoetxea, onun bileğini kırdığında futboldan epey bir uzak kaldı. Bu süreçte FC Barcelona başkanı Nunes’le de arası açılınca (Beşiktaşlıların yakından tanıdığı Alman futbolcu Shuster’le Kral Kupası finali öncesi Breitner’in jübilesine gitmesinler diye pasaportlarına el konulunca, kendilerini kulübün müzesine kilitleyip pasaportlarını geri alana dek ortalığı talan etmişlerdi.) La Rambla’dan ayrılma zamanının geldiği anlaşıldı.

Maradona, tüm bu aksiliklere rağmen dönemin parasıyla 13,5 milyar liret karşılığında şirin Napoli’nin mütevazı futbol takımına transfer olmayı başardı. Napoli bu parayı nereden buldu bilmiyorum; ama söz konusu rakam da Maradona’nın FC Barcelona’ya geçişindeki gibi o dönemin transfer rekoruydu. Ancak Barcelona’nın aksine Napoli, Maradona’ya bir eldiven gibi uydu. Kulüp ilk İtalya ligi şampiyonluğunu ve sonra ikincisini Maradona ile kazandı. Arada gelen UEFA kupası zaferi ve Arjantin milli takımıyla 1986’da kazanılan mitolojik Dünya Kupası şampiyonluğu Maradona’yı Vezüv’ün en tepesine yerleştirdi.

Her çıkışın kaçınılmaz inişi bu yazının konusu değil. Piazzale Vincenzo Tecchio’daki Stadio San Paolo eski bir  tapınak gibi bütün haşmetiyle beni selamlıyor. Bugün maç olmadığı için stat kapalı. Stadın yakınındaki bir caddenin köşesinde bir genç, birkaç limon kasasının üzerine küçük bir tezgâh açmış ve forma, atkı, şapka satıyor. Formalar lisanssız. Yine de kulübün resmi mağazasında satmayı akıllarına getirmedikleri sırtında “Maradona” yazan formalar var. Formaların tanesi on beş avro. İki tane alınca yirmi beşe bırakıyor. Bir tane de atkı alıyorum çocuktan. Üzerinde şöyle yazıyor: Napoli: Sempre Fedeli yani Daima Sadık.

Napoli’de, çarşı pazarda, küçük aziz heykellerinin satıldığı dükkanlarda biblosu satılan bir adam Diego Armando Maradona. Lokantalarda hâlâ onun resimleri ve güzelce çerçevelenmiş gazete kupürleri var. Onu unutmak kolay değil. Tanrının Eli. Bu el bulutların arasından Napoli’ye uzandı ve Napoli gibi güney takımlarını “Yıkanın!” afişleriyle karşılayan kimisi ırkçı, faşist ve kendini beğenmiş kuzeylilere günlerini gösterdi. Napoli’yi, hem de iki defa şampiyon yaptı. Tek başına yaptı denemez belki. Onunla birlikte forma giyme şansı bulmuş değerli oyuncular da vardı takımda. Careca, Carnevale, Zola, Ferrera, De Napoli,.. Gerçi, o yılların videolarını izlediğimde, evet, tek başına diye düşündüğüm de oluyor: Orta sahadan başlayıp, topu ve düşmanı önüne katıp, hep birlikte kaleye girilmesi ile sonuçlanan çılgın koşular ve Diego Armando Maradona.

2

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s