INSIDE LLEWYN DAVIS

Beyoğlu’nda, Taksim’de, Tünel’de ve İstiklal Caddesi’nde 1990’dan 2007’ye kadar hüküm sürdüm. Dönem dönem okulum, işyerim ve evim bu bölgenin merkez olduğu bir dairenin içinde yer aldı. Bu süreçte muhitin değişimlerine tanık oldum. Mesela, İstiklal Caddesi’nin trafiğe açık olduğu dönemleri ve trafiğe kapatıldığı gün yapılan törenleri hatırlıyorum. Doksanların ortalarına dek, İstiklal Caddesi’nin kalabalığı Galatasaray Lisesi’nin önüne kadardı. Caddede volta atanlar, sanki önlerinde daha ileri gitmelerini engelleyen görünmez bir duvar varmış gibi, Yapı Kredi binasının daha ötesine geçmezler ve o noktada bir “U” harfi çizerek geri dönerlerdi. Caddenin Tünel’e kadar inen o aşağı kısmında fazla bir şey de yoktu zaten. Tünel’de, Tophane’de; küçük iş yerleri, izbe müzik stüdyoları, ara sokaklarında ortalama insanın pek uğramak istemeyeceği kötü şöhretli pavyonlar ve 2000’li yılların ikinci döneminde altın çağını yaşayacak meşhur Asmalımescit mahallesinde ekseriyetle ayakkabı atölyeleri vardı. O yıllarda Beyoğlu; köhne, kirli, eski ve ne yalan söyleyelim biraz da tehlikeliydi ama bizimdi ve bu yüzden çok güzeldi.

Joel ve Ethan Coen kardeşler tarafından yazılıp yönetilen 2013 tarihli Inside Llewyn Davis adlı film, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “New York’un Beyoğlu’su” kimliğine bürünmüş Greenwich Village mahallesinde geçiyor. Film, Greenwich Village’in altmışlı yıllardaki hallerini anlatsa da bu muhit on dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren New York’ta sanat çevrelerinin toplandığı bir buluşma noktasına dönüşmüştü bile. 1880’de faaliyete giren Hotel Albert ve 1924’te perdelerini açan Cherry Lane tiyatrosu, 1938 yılında açılan ünlü gece kulübü Cafe Society, savaş sonrasında filizlenen Beat Kuşağı hareketi ve ellilerin sonuna denk gelen “Folk Music Revival” dönemi, zaman içinde, pek çok sanatçıyı bu bölgeye çekti Robert Louis Stevenson, Mark Twain, Walt Whitman, Anais Nin, Thomas Wolfe, Salvador Dalí, Jackson Pollock, Andy Warhol, Isadora Duncan, William Faulkner, Marcel Duchamp, Allen Ginsberg, Jack Kerouac, Joan Baez ve Bob Dylan gibi isimler bu kronoloji içinde Greenwich Village’in müdavimleri oldular. Filmin odaklandığı 1961 New York’unda, Beat’ler ve Folkie’ler, Greenwich Village mahallesinde aynı sokakları paylaşıyor (McDougal ve Bleecker Caddeleri) ve aynı kafelerde takılıyorlardı. En mühimleri arasında Gerde’s Folk City, The Bitter End, Cafe Au Go Go, Cafe Wha?, The Gaslight Cafe ve The Bottom Line sayabileceğimiz bu kafelerde müzik ve şiiri de kapsayan pek çok faaliyet gerçekleştiriliyordu. Herkesin bildiği Bob Dylan’ın dışında Jimi Hendrix, Peter Paul and Mary, Simon & Garfunkel, Joan Baez, The Clancy Brothers and Tommy Makem, The Velvet Underground, Richie Havens, Tom Paxton, Joni Mitchell gibi dünyaca ünlü müzisyenler, şöhretin tuhaf karşılandığı ve dahi münasebetsizlik olarak kabul edildiği bu diyarda en mütevazı halleriyle sahne aldılar.

Benim yaşadığım Beyoğlu’nda da güzel sinemalar, sessiz kitabevleri, kuytu kafeler ve geceleri epey gürültü çıkaran rock barlar vardı. Bu mekânlara uğradığınızda muhakkak tanınmış bir yazara, sevdiğiniz bir oyuncuya ya da bilinen bir müzisyene denk gelebilirdiniz. Ferhan Şensoy’u Halep pasajına girerken, Halil Ergün’ü bir kafede otururken, Nejat Yavaşoğulları’nı elinde gitarıyla İstiklal caddesinde yürürken ve Mehmet Güreli’yi dükkânında, tezgâhın arkasında görmek şaşırtıcı bir karşılaşma olmazdı. Onları şahsen tanımasak da, göz göze gelirsek eğer, basit bir baş selamı ya da bir gülümsemeyle bu karşılaşmayı kutlardık ve hepsi bu olurdu. Ya o sıralarda genç insanlar olan bizler, onları başka türlü anladığımıza emin olduğumuzdan, sevdiğimiz bu sanatçıların omuzlarına ünlü olmanın gereksiz yükünü bindirmek istemezdik ya da bu sanatçılar, tıpkı New York’un Greenwich’inde olduğu gibi İstiklal caddesine çıktıklarında bu şöhretten zaten muaftılar. Hangisiydi, şimdi hatırlamıyorum.

Filmdeki ana karakter, müzisyen Llewyn Davis için Greenwich’te iyi tanınan müzisyen Dave Van Ronk’tan esinlenilmiş. Davis’in filmde söylediği şarkılar, tipi, kıyafeti tutuyor ama karakteri için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Dave Van Ronk; yumuşak huylu, iyi kalpli, herkes tarafından sevilen, düzgün bir adammış. Filmdeki Llewyn Davis ise biraz hayta. Coen kardeşler, dik kafalılıkla bezeli idealistliği ve çaresizliğinden beslenen fırsatçılığı ile “kötü” diyemesek de “onaylanmayan ve ayıplanan” bir karakter ortaya çıkarmışlar. Aslına bakarsanız, bu karakter biyografilerde anlatıldığı kadarıyla Bob Dylan’a daha çok benziyor. Bob Dylan da New York’a ilk geldiğinde, tıpkı Llewyn Davis gibi evsizdi ve bir gece orada bir gece burada, kanepelerde ve kimi zaman halının üzerinde uyuyordu. Bir iki hırsızlık vakasıyla (arkadaşının plak koleksiyonundan birkaç plak çalmıştı ve başka şarkıcıların repertuarlarından şarkı…) ve şöhret basamaklarını tırmanırken çevresindeki insanları kullanmakla suçlanmıştı. Dylan’ın da henüz o kadar ünlü değilken gerçekleştirdiği birkaç otostop yolculuğu var. (Filmde Llewyn Davis ve yol arkadaşlarının mola verdiği benzincideki sahneler Bob Dylan’ın “The Bootleg Series Vol. 7: No Direction Home” albümünün kapak fotoğrafını andırıyor.) Llewyn Davis’i Chicago’da bir denemeye tabi tutan kulüp sahibi Bud Grossman ise Dylan’ın da menajerliğini yapmış olan Albert Grossman’ın ta kendisi.

Doksanlı yıllarda benim de bir müzik grubum vardı. Kendimize New Jackets (Yeni Ceketler) adını koymuştuk ve müzik yapmaya uğraşıyorduk. Yılmaz, Tünel’de bir müzik stüdyosunda çalışıyordu. İşi gece yarısı gibi biterdi. Osman, Hakan ve ben, akşam saatlerinde stüdyoda Yılmaz’la buluşur, prova yapan son grubun çıkmasını sabırsızlıkla beklerdik. Tersine çalışan bir Sinderella masalı gibi gece yarısından sonra stüdyo bizim olurdu ve üçe dörde kadar çalışırdık. Stüdyonun üstünde yaşayanlar bizimle aynı masalı paylaşmazlardı elbette ve provalarımız yaptığımız gürültüden dolayı genelde polis müdahalesiyle sona ererdi. Sabaha karşı stüdyodan çıkıp labirente benzeyen karanlık sokaklardan geçerek Yılmaz’ın Tarlabaşı’ndaki köhne bir apartmandaki evine giderdik. Apartmandaki her katta kendine göre şöhreti olan başka bir karakter yaşıyordu: İlk katta tatlı bir hayat kadını, ikinci katta hoş bir pezevenk, üçüncü katta sessiz bir trans ve dördüncü katta ise söyletilere göre tam bir psikopat! Merdivenlerin ışığı yanmazdı. Yarasalar gibi karanlıkta yolumuzu bulmaya çalışırken her kimse o psikopat, onun katından geçerken çıt çıkarmazdık. Yılmaz, o dairede sadece kışın oturdu galiba ya da daire, yaz kış, soğuk ve ıslaktı çünkü hep üşürdük. Yorganlara sarılıp ısınmaya çalışırken daima müzik hakkında konuşurduk. Sonunda biz, tatlı hayallerle uykuya dalarken gün de ağarmış olurdu. Ve bir keresinde yine stüdyodan çıkmış İstiklal’de yürürken birileri bizi sebepsiz yere Galatasaray’a kadar kovalamıştı. Belki de stüdyonun üstünde yaşayan komşularımızdı.

Greenwich Village’in altmışlardaki havasının ve karakterlerinin bire bir yansıtılmasına ve o dönemin önemli figürleri Dave Van Ronk ve Bob Dylan’a yaslanan bir ana kahramana rağmen Coen kardeşler bir belgesel değil, kendine has ve orijinal bir hikâyeye sahip bir film çekmişler. Coenlerin takıntılı teması Ulysses, filmdeki hikâyede yine kendini gösteriyor ama ben Llewyn Davis adlı karakteri Don Kişot’a daha çok benzetiyorum. İdeallerine ve değerlerine bir zırh gibi sarılan bu melankolik karakter gizemli bir döngü içinde (folk şarkılarında ilk ve son kıta sıklıkla aynıdır, şarkı başladığı gibi biter) kendi yel değirmenlerine karşı umutsuz bir mücadeleye kalkışıyor. Filmde Llewyn Davis’in Chicago’daki kulüpte Bud Grossman tarafından denendiği gibi biz de Beyoğlu’nda, sahne almak istediğimiz bir kafede bir denemeye çıkmıştık. Bir öğleden sonra, bir iki şarkı çaldık ve mekânın sahibi, tamam çocuklar, ben sizi arayacağım, diyerek bizi uğurladı. Filmde Llewyn Davis cevabını hemen almıştı, biz yirmi üç yıldır bekliyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: