ALIEN

Alien’ı çeşitli ortamlarda (sinema, televizyon yayını, DVD) dört beş kere izlemişimdir. Anlattığı hikâye ya da yapım ekibinin kâğıt üzerindeki fikirlerinin nasıl başarıyla icra edildiği bir yana, bu film her şeyden önce görsel olarak “güzel” bir film. Pek az film vardır ki sesini duymadan diyaloglarını okumadan da (belki arka planda film müziklerinin eşliğinde) izlenilebilsin. H.R. Giger’in sıra dışı “alien” tasarımlarının yanı sıra setlerin ve kostümlerin filme hizmet eden karanlık ve özenli detaylar ve mesela The Who grubunun sahne şovlarında kullanacağı, dönemine göre büyük teknolojik yenilik olan mavi lazer ışığının “yumurta tarlası” sahnesinde kullanılması gibi bonus fırsatlar bu filmin basit bir bilim-kurgu/korku avantüründen, bir sanat filmine dönüşmesine de sebebiyet veriyor. Elbette kendiliğinden olmuyor bütün bunlar, filmin yönetmeni Sir Ridley Scott elindeki malzemeyi bir sanatçı gibi ince ince işleyerek vizyonunu bir sanata çeviriyor. Bunun bir tesadüf olmadığını birkaç yıl sonra, 1982’de gelecek Blade Runner’da da göreceğiz. Aynı vizyon, aynı işçilik ve aynı sanat orada da var.

Biraz daha derine inmeden önce filmi daha önce hiç izlememiş kuşaklar için kısaca özetleyeyim: İşi uzayın uzak köşelerinden topladığı madenleri dünyaya getirmekten ibaret ticari bir kargo gemisi olan Nostromo, mürettebatı derin uzay uykusundayken yarı yolda ana bilgisayar (mürettebatın kendisine taktığı isimle Mother (Anne)) tarafından durdurulur. Dünyaya varamadan uyandırıldıkları için keyfi kaçan yedi kişilik mürettebat, bir yardım çağrısına denk geldikleri ve şirketin protokolleri nedeniyle bu çağrıya cevap vermek zorunda olduklarını öğrenirler. Yardım sinyalinin kaynağı olarak görünen o çorak, fırtınalı ve sevimsiz gezegene iniş yaparlarken gemiye de hasar verdiklerinden, tamirat süresince bu sinyalin kaynağını araştırmaktan başka yapacak işleri yok gibidir. Kaptan Dallas (Tom Skerritt) ve mürettebattan iki subay, gemiden çıkarak yardım çağrısının kaynağına doğru yürüdüklerinde “yabancı” bir medeniyete ait olduğu anlaşılan hasarlı bir uzay gemisine denk gelirler. Bu geminin içinde buldukları dev bir yumurta tarlasını araştırırlarken subay Kane’in (John Hurt) yüzüne tuhaf bir organizma yapışır ve Kane kendini kaybeder. Kane apar topar gemiye geri getirilir fakat ne yaparlarsa yapsınlar Kane’i bir konak olarak kullanan bu düşman organizmayı adamın yüzünden ayırmayı başaramazlar. Ertesi gün, bu organizma sanki üstüne düşen görevi tamamlamış bir halde, solup ölerek Kane’i kendiliğinden serbest bırakacak, Kane kötü bir rüyadan uyanmanın verdiği sersemlik dışında sağ ve sağlıklı olarak gemideki arkadaşlarının arasına geri dönecek, neşeli başlayan o son akşam yemeğinden sonra olaylar korkutucu ve kanlı bir biçimde gelişecektir.

-YAZININ BUNDAN SONRAKİ KISMI FİLMİN GİDİŞATI VE SONU İLE İLGİLİ EPEY BİR BİLGİ İÇERİR.
FİLMİ HENÜZ İZLEMEDİYSENİZ OKUMANIZ TAVSİYE EDİLMEZ-

Bu izlememde filmin 1979 yılında çekildiğine ilk kez dikkat ettim. 40 yılı çoktan devirmiş “eski” bir filmden bahsediyoruz. Hector Franco, 2011 yılında kaleme aldığı film analizinde, filmin ABD’de ilk kez yayınlandığı günlerde meydana gelen bir kazaya dikkat çekiyor. 28 Mart 1979’da Three Mile Adası, Pennsylvania’daki nükleer tesiste bulunTMI-2 reaktörü kısmi bir erimeye maruz kalmıştı. Can kaybına yol açmamış olsa da Amerikan nükleer tarihinin en vahim kazası olarak kabul edilen bu vukuat 1’den 7’ye kadar dereceleri bulunan Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği’ne  (INES) göre 5 derecelik bir kaza olarak değerlendirilmişti. Amerikan halkının gündemini uzun süre meşgul eden bu kazanın,  yarattığımız teknolojinin artık bizim kontrolümüzden çıkmak üzere olduğunun ve bize yarardan çok zarar getireceğinin korkusunun ilk tohumlarını ektiği söylenir. Film’de de bu temaya rastlamak mümkün ve filmin sinema perdesinde göründüğü ilk günlerden itibaren bir fenomen haline gelmesi biraz da bu duygu ve tema paralelliğine bağlanabilir. Filmde, mürettebatın işvereni durumundaki Weyland-Yutani şirketi, geminin ana bilgisayarı Mother’ın ve daha sonradan sentetik bir android olduğunu öğreneceğimiz bilim subayı Ash’in aracılığı ile tehlikeli bir canlı türünün ele geçirilip dünyaya getirilmesi için her türlü adımı atarak gemideki diğer insanların hayatını hiçe sayıyor. Bu tema, Alien’den sonra pek çok filmde de tekrar edildi ve günümüzde de toplum içinde güncelliğini koruyor. Alien bu manada eskimeyen bir film.

Alien’da ezber bozan adımlardan bir diğeri de feminizm adına atılıyor. Filmin ana karakteri olan Ellen Ripley (Sigourney Weaver) bir kadın ve orta çağdan bu yana erkeğe atfedilen bir görev olan canavarı öldürme işini bu filmde Ripley üstleniyor. Üstelik de korku filmlerinin klişe temasını, yani filmin güzel kızının en sona kalması ve en son onun ölmesi temasını da kırarak bu sefer canavarı yeniyor. Ripley’in icadı ile gerçekleşen kadın karakter arketipindeki bu dramatik değişiklik kendisinden sonra gelen filmlerdeki kimi kadın kahramanların da yolunu açmıştır diyebiliriz. Filmin sinemadaki cinsiyet meselesine yenilikçi yaklaşımı bununla da sınırlı kalmıyor. Mürettebatın gemi enkazında denk geldiği yabancı organizma, enkazı araştırmaya giden mürettebatın içinde hali hazırda bir kadın da bulunurken John Hut’un canlandırdığı Kane karakterinin yüzüne yapışıyor ve onu çaresiz, kurtarılmaya muhtaç bir halde bırakıyor. Hollywood filmlerinde bu minvaldeki roller ekseriyetle kadınlara uygun görülür ve onları kurtaran da genel de erkek karakterler olurdu (belki hâlâ da öyle) . Film vitesi bir kademe daha yükselttiğinde bu organizma Kane’i bir bakıma döllüyor, içine daha sonra “yaratık” a dönüşecek yumurtasını bırakıyor ve kanlı bir doğum sahnesiyle bu yaratık Kane’in karnını deşerek dışarı çıkıyor. (Filmin bir yerinde yaratıktan “Kane’in evladı” diye de bahsediliyor.) Böylece film, tecavüze uğramaktan tutun da zayıf olmaya, kurban olmaya, döllenmeye ve doğuma kadar pek çok cinsiyet rolü tek bir hamle ile bir erkeğe yüklerken bu açıdan da dünyaya çağına göre yeni bir soluk getiriyor ve benzerlerinden birkaç adım öne çıkıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s