Bob Dylan İlk Albüm: İki Mikrofon ve 402 Dolar.

Columbia Records’un New York’taki başı dumanlı binasındaki ofislerden bir tanesinde, meşhur yetenek avcısı John Hammond, Bob Dylan’ı karşısına aldı ve şöyle dedi:  “Sana işin aslını söyleyeceğim. Yetenekli bir gençsin. Eğer bu yeteneğine odaklanıp onu kontrol edebilirsen, bir şeyler yaparsın. Seni oyuna alacağım ve bir albüm kaydedeceğiz.  Sonrasında neler olacağını görürüz.” Yıl 1961’di. John, Bob’a,  ilk... Okumaya Devam et →

Anti-Christ

“Rüyalar artık psikolojinin ilgisini çekemiyor. Freud öldü, ne de olsa.”                       (Filmde kadının seslendirdiği bir replik.) En iyimser bir tabirle, her zaman “arızalı” bir yanı olduğunu düşündüğüm Lars Von Trier’in daha önceki filmlerine benzemeyen bir filmle karşı karşıya olduğumuzu söylemeliyim. Yönetmenin daha önce de insan... Okumaya Devam et →

Yavuz Hakan Tok, Downtown To Ghetto hakkında yazdı!

Yavuz Hakan Tok, ülkemizde sayısı az olan, müziği hakkıyla yazabilen bir kaç yazardan bir tanesi. Grubum Snakeroot'un "Downtown To Ghetto" albümüne dikkat edip, sırf dinlemiş olsa bile bizim için bir madalya olurdu. O ise yazısıyla bizi mutlu etti ve derdimizi anlamasıyla da yalnızlığımızı azalttı. Kendi bloğunda yayınladığı yazıyı burada da paylaşıyorum. Yazının orijinali ve başka değerli... Okumaya Devam et →

Biz / Entropi / İnsan İnsanın Kurdudur.

KAYIT 41: Biz/Entropi/İnsan İnsanın Kurdudur Birkaç gündür bir şey kaydedemedim. Tam olarak kaç gün oldu bilmiyorum. Bu aralar bütün günler tek bir gün gibi geliyor bana. P-502 incelemem için odama bir kitap bıraktı. Bir kitap, evet. Tüylerinizin diken diken olduğunu ve bir tatar yayı gibi gerildiğinizi hissedebiliyorum. Eski insanların hayal gücü denilen o illetten ürettikleri bir... Okumaya Devam et →

Bob Dylan: Lyon Konseri

Lyon'a iki gün önceden geldik. Çok şey vaat etmese de sakin ve huzurlu bir şehir. Eski şehirde, katedralin çevresindeki dükkanlar ve lokantalar vakit öldürmek için ideal. Holywood'a çok hizmetleri dokunmuş Dan Ohlmann'ın Minyatür Müzesinde (Ayrı bir yazı konusu) koca bir günü yiyebilirsiniz zaten. Konserden bir gün önce sürekli yağmur yağdı ve hava enikonu soğuktu. Fakat... Okumaya Devam et →

Paris’te Son Tango

Paul’un kaybedecek bir şeyi kalmadığı en başından belliydi.  Çünkü gerçekte Bir-Hakeim köprüsünün üstünden geçen metro trenleri aşağıdakileri küfür ettirtecek kadar çok ses çıkartmıyorlar ama Paul, Patroclus’unu kaybetmiş Akhilleus gibi trenlere bağırıyor, çağırıyor, küfürler ediyor. Film, taşımak istediği kasveti ve umutsuzluğu o kadar güzel kucaklıyor ki Paul, daha filmin başında o karizmatik sarı paltosu ile bir... Okumaya Devam et →

Marquez Ve Cinler

Aşk ve Öbür Cinler’i bitirdikten sonra aklıma pek çok şey geldi, pek çok şey düşündüm. En çok da keyfin ve doygunluğun büyüğünü neden kitabı okurken değil de okumayı bitirip kitaplıktaki diğer kitapların yanına yerleştirdikten sonra hissettiğimin üzerine kafa yordum. Bu girizgâhtan, romanın kolay okunmayan, okuyucuyu yoran bir eser olduğu sonucunu çıkartmayalım. Aksine, diğer Marquez eserlerine... Okumaya Devam et →

Bob Dylan: The Witmark Demos: 1962-1964

1962 yazında Bob Dylan’ın menajeri Albert Grossman, şarkıcılar, TV proramları ya da filmler için ısmarlama şarkı yapıp yayınlayan M.Witmark & Sons şirketi ile bir anlaşma imzaladı. O yıllarda sanatçıların kendi yazdıkları şarkıları bizzat kendilerinin söylemesi pek alışıldık bir durum değildi. Bunun yerine sesi ve sahne pırıltısı beğenilen şarkıcılara, hali hazırda elde birikmiş, önceden hazırlanmış kataloglardan... Okumaya Devam et →

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑